Dinlerin Hoşgörü Semti 'Balat'


Bir semt düşünün; dip dibe rengarenk evlerin arasında karşılıklı asılan çamaşır ipleri olsun. Sokaklarında hala oyun oynayan çocuklar, mahalle bakkalları olsun. Müslümanı, ermenisi, rumu, yahudisi kardeşçe yaşasın...

İşte bu hayalinizdeki semt Balat. İstanbul'un tarihi dokusu ve mahalle kültürü bozulmayan, farklı dinlerdeki ve kültürlerdeki insanların dostça yaşadığı, hoşgörü semti...

Balat-Sokaklari

Sağınız kilise, solunuz cami, biraz ileride sinagoglara rastlıyorsunuz sokaklarında. Tarih deseniz o kadar medeniyet geçmiş ki buralardan, hepsinin izleri tüm sokaklarda. İster tarihin havasını buram buram koklayın, ister buranın kültürünü ve yaşantısını fotoğraflayın. Balat tüm seçenekleri önünüze seriyor.

Balat-Gezilecek-Yerler

***

Daha önce Adım Adım İstanbul yazı dizim dahilinde Edirnekapı'dan Balat'a uzanan ve Eyüp'te son bulan bir gezi yazısı yazmıştım. Bugün ise Uzaklar Derinler grubumuz ile güzel bir pazar gününde yaptığımız Balat Keşif Gezisi ile bu semti daha detaylı gezeceğiz. Bu geziye başlamadan önce biraz Balat semtinin tarihinden kısaca bahsedelim...

Balat'ın Tarihi

Semt ismini rumca "Saray" anlamına gelen "Palation" kelimesinden almıştır. Çünkü bu bölgenin yakınlarında "Blakhernai Sarayı" (Tekfur Sarayı) bulunmaktadır. Bu bölge gerek Bizans, gerekse Osmanlı döneminde başlıca yahudi yerleşkesi olarak bilinir. Yüzyıllardır İstanbul'a göç eden yahudiler çok yoğun bir şekilde bu bölgeye yerleşmişlerdir. Buraya yerleşen her yahudi toplululuğu kendi sinagoglarını kurmuştur.

1948 yılında İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte 1950'lerde buradan İsrail'e yoğun bir göç akımı başlamıştır. Balat'tan İsrail'e göç eden yahudiler başkent Tel Aviv'de yerleştikleri semtin ismini "Batyam" olarak düzenlemişlerdir. Günümüzde azınlık da olsa şehri terk etmeyen yahudilerin bir kısmı bu semtte yaşamaya devam etmektedir.

Balat-Gezi-Notlari

***

Ve sıra geldi Balat'ı gezmeye. Sabah saatlerinde Balat sahilindeki Nevi Cafe'de buluşuyoruz. 42 kişilik grubumuz ile birlikte semti gezmeye Maraşlı Rum Ortaokulu ile başlıyoruz. 

Balat Gezilecek Yerler & Balat Gezi Rotası


Maraşlı Rum Ortaokulu

Bu okulun hüzünlü bir hikayesi var.

Rum tüccar Grigoris Maraslis, Odessa'nın eski belediye başkanlarından olup sayılı zenginlerindendir. İstanbul'da bir okul yaptırmaya karar verir. Tek isteği ise yapılacak okulun Fener Rum Lisesi'nden daha görkemli ve gösterişli olmasıdır. Bunun için de kesenin ağzını sonuna kadar açar...

Maraslis, okulun inşaatı bittiğinde okulu görmeye gelir. Bir de ne görsün, tam bir hayal kırıklığı. Buraya harcanan paralar ile yapılan mimari arasında dağlar kadar fark vardır. Fener Rum Lisesi'nin ihtişamının gölgesinde kalmıştır.

Marasli-Rum-Okulu-Balat

Durum bu olunca Maraslis verdiği sözü tutmaz. Bu okula harcadığı onca paradan sonra buraya yardımını keser. Tabir-i caizse zırnık koklatmaz...

Asıl hikaye de bundan sonra başlar. Bu okulun bir şekilde hayatta kalması gerekiyor tabi. Önce Patrikhane okula yardım desteği yapar. Sonra bu destek de yetersiz kalınca çevre kiliselerde de bu okula "yardım tepsileri" ile bağışlarda bulunulur. Bu okul bu özveriyle bu günlere gelebilmiştir. Fakat öğrenci sayısı günümüzde sadece 12'dir.


Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi

Burası geçmişteki Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentinde bulunan ve halen bugünkü Ordodoks kiliselerinin ana kilisesi olma özelliğini taşıyan yerdir. Buranın patriği Ekümenik Patrik sıfatını taşımaktadır. Bu sıfat Doğu Ortodoks piskoposları arasında "Primus Inter Pares" yani "eşitlerin birincisi" anlamına gelmektedir. Papa'nın aksine tamimiyle özerk olan otosefal kiliselere müdahale etmez. Buna rağmen dünyadaki yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan'ın temsilcisi ve dini lideri olarak görülür.

Bu önemli Patrikhane İstanbul'da birkaç defa yer değiştirdikten sonra 1602 yılında Ayios Yeoryios Manastırı'na yerleştirilmiş ve bu tarih itibariyle faaliyetlerini burada sürdürmüştür. Hizmet binasının 1941'de yanması üzerine 1991 yılında tamamlanan onarım çalışmaları ile halen faaliyetini sürdürmektedir.

Patrikhane'ye geldiğimizde bizleri ilk yüksek duvarlar karşılıyor. Daha sonra merdivenler ile yukarı doğru çıkıyoruz...

 Fener-Rum-Patrikhanesi

Fener-Rum-Patrikhanesi-Kapali-KapiBu merdivenlerin yukarısında 3 adet kapı bulunuyor ve tam karşımızdaki kapıya "Kin Kapısı" deniliyor. Bu kapı sürekli kapalı tutuluyormuş ve bir hikayesi de varmış.

Rivayete göre; Sultan II.Mahmud döneminde 1821'de Osmanlı'ya karşı Mora İsyanı başlar. O sırada Patrik olan V.Gregorius'un bu isyana destek verdiği ve Osmanlı'ya ihanet ettiği belgeler ile ortaya çıkar. Patrik V.Gregorius yargılanır ve suçlu bulunarak bu Patrikhane kapısının önünde idam edilir. Aynı gece toplanan patrikhane yetkilileri bu kapının önünde bir Türk devlet veya din adamı asılana kadar, kapının kapalı tutulmasına karar verirler. Bu kapı Cumhuriyet dönemine kadar zincirlenmiş olarak tutulurdu ve günümüzde ise zincir bulunmamaktadır.

Patrikhane'ye ise soldaki kapıdan giriliyor. Bu kapıdan önce bahçeye sonra da kilisenin ilk girişi olan camekanlı bölüme giriliyor.

 Fener-Rum-Patrikhanesi
 Fener-Rum-Patrikhanesi

Patrikhane'nin içi de çok ihtişamlı. Duvarlardaki altın kaplama dekorlar, freskler, mozaikler ve birçok detaya karşı hayran kalmamak mümkün değil...

 Fener-Rum-Patrikhanesi
 Fener-Rum-Patrikhanesi
 Fener-Rum-Patrikhanesi

Ve tabiki dilek mumları.. Bağış karşılığında mum dikerek dilek dileme adeti burada da geçerli.

 Fener-Rum-Patrikhanesi

Patrikhane'den ayrılırken gurubumuzla birlikte bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Bu güzel fotoğraf için sevgili Ercan GÜN'e teşekkür ederiz.


Patrikhane-Hatırasi

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

Bu kiliseyi diğer tüm kiliselerden ayıran en ilginç özelliği tamamıyla demirden ve prefabrik (taşınabilir) şekilde yapılan bir yapı olmasıdır. Bu özelliği ile dünyada tektir ve halk arasında "Demir Kilise" olarak da bilinmektedir.

                                                                Restorasyon Öncesi
Sveti-Stefan-Bulgar-Kilisesi



Kilisenin restorasyonu devam etmektedir ve cemaati yoktur. Haliç sahil kıyısında ihtişamlı ama yalnız bir yapıdır. Sveti Stefan Kilisesi yıllardır bitmeyen restorasyonu nedeniyle maalesef ziyarete açık değil. Bu yüzden içerisine giremiyoruz ve gezimize grubumuzla birlikte Balat'ın iç kısımlarına girerek devam ediyoruz.

Dimitri Kantemir Sarayı Müzesi 

Sıradaki durağımız Dimitri Kantemir Sarayı. Boğdan Voyvadası Constantinus Kantemir'in oğlu olan Dimitri Kantemir İstanbul'a zorunlu olarak gelmiştir. 15 yaşında İstanbul'a gelen Kantemir burada 22 yıl yaşamıştır. İstanbul'da şehrim önemli alimlerinden çeşitli dersler almıştır.

Dimitri-Kantemir










Özellikle musiki alanındaki çalışmalarıyla çok dikkat çekmiş, harflere dayalı bir nota sistemi geliştirerek önemli hizmetlerde bulunmuştur. Bunun yanısıra felsefe ve dilbilim konularında eserler kaleme almıştır. 

Rusya ile pazarlığa geçen Kantemir, rus ordusu bozguna uğratılınca Rusya'ya kaçmak zorunda kalmış. Sürgün yıllarında (1714-1716) "Osmanlı'nın yükseliş ve gerileyişinin tarihi" isimli bir kitap yazdı. Bu kitapta 22 yılını geçirdiği Osmanlı'nın bütün açıklarını ve zaaflarını anlattı. 

Dimitri-Kantemir

Dimitri Kantemir'in Türk tarihinde Türk müziğine ve kültürüne önemli katkılarından dolayı övgü toplarken, İstanbul'dan ayrıldıktan sonra takındığı tutum ile de eleştiri konusu olmuştur. Bugün ise Maçka'da bir parkın adına Dimitri Kantemir Parkı adı verilmiştir. 

Dimitri-Kantemir

Yoakimyon Kız Rum Lisesi

Balat'ın çok bilinmeyen yapılarından birisi burası. Bir zamanlar burada ortaokul ve lise çağındaki rum kızları öğrenim görüyormuş. Çok değil 25-30 yıl önceden bahsediyorum. Şimdi ise koca bir virane. Bir korku filmi çekilebilecek kadar ıssız ve korkunç. Bu bölgedeki tüm rum okullarının olduğu gibi yine buruk bir hikayesi var buranında.

Anlatalım...

Yoakimyon-Kız-Rum-Lisesi

1850'li yılların sonlarında Pera'da Rum kızlar için okullar açılır. Fakat bu okullara Fener semtinde oturan ailelerin kızları gidemezler. Sebebi ise Pera'daki okulların hem uzak hem de çok pahalı olmasıdır. 

Bunun üzerine Patrik II.Yoakim kolları sıvar ve buraya bir okul yapılması için arsa bağışlar. Fakat okulun bitimine ömrü yetmez. II.Yoakimin ölümü sonrasında yeni seçilen Patrik 1879 yılında okulun temelini attırır ve 3 yıl sonra da okul eğitime açılır. Okul kısa zamanda verdiği eğitim kalitesiyle çok ünlenir. Mezunların çoğu öğretmen olur ve İstanbul'daki birçok rum okulunda öğretmenlik yapmaya başlarlar. 1910 yılında öğrenci sayısı 590'a ulaşır. Bu sayı 1988 yılında ise maalesef ki sıfıra inecektir. Bu durumla birlikte okul için ıssız yıllar başlamış olur...

Okulun sınıflarında hala orjinal tahta ve sıralar, sınıf kapılarında ise son öğrenim gören öğrencilerin isimleri ve fotoğrafları bulunuyor. 

Günümüzde Yoakimyon Kız Rum Lisesi özel tiyatro çalışmaları ve fotoğraf çekimleri için kullanıyor. Gerçekten çok mistik bir havası var buranın. Ürkütücü ama bir o kadar da keyifli. Burayı ziyaret etmek isteyenler için Tevkii Cafer Sokak 16 numarada sizleri bekliyor. 

Yoakimyon-Kız-Rum-Lisesi
Yoakimyon-Kız-Rum-Lisesi
Yoakimyon-Kız-Rum-Lisesi

Sınıflardan birinde Hababam Sınıfı tadında bir fotoğraf şart olmuştu :)

Yoakimyon-Kız-Rum-Lisesi-Forograf

Okulun arka bahçesinde ise harika bir Haliç manzarası mevcut. Biz de bu manzaranın hakkını veriyor ve güzel bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz...

Yoakimyon-Kiz-Rum-Lisesi-Bahcesi

Panaiya Muhliotissa Kilisesi (Kanlı Kilise)

Yoakimyon Rum Kız Lisesi ile aynı sokakta yer alan önemli bir kilisedeyiz. Buranın en büyük özelliği İstanbul'un fethinden sonra camiye çevrilmeyen ve rumların ibadetine bırakılan tek kilise olmasıdır. 

Kanli-Kilise

Bu kiliseye halk arasında Kanlı Kilise denilmektedir. Bunun nedeni bazı kişiler tarafından kilisenin kırmızı renkte olması sebebiyle bilinse de bu bilgi yanlıştır. 1453 yılında İstanbul'un Fethi sırasında teslim olan çok sayıda Bizans askerinin buraya sığınması ve bu askerlerin tamamının Osmanlı askerleri tarafından öldürülmesi sonucunda buraya Kanlı Kilise denilmektedir. 

Kilise yüksek duvarların içerisinde küçük bir avlu içerisinde yer alıyor.

Özel Fener Rum Lisesi 

Özel Fener Rum Lisesi İstanbul'da faaliyet gösteren sayılı rum okullarından biridir. Yapısı, heybeti ve manzarasıyla İstanbul'un gözde binalarındandır. Fener Rum Patrikhanesi'nin arkasında Sancaklar Yokuşu'nda bulunan okul Fransa'nın Marsilya şehrinden getirilen kırmızı tuğlalardan yapıldığı için halk arasında "kırmızı okul" olarak da bilinir.

1454 yılında yaptırılan bu okul "Patrikhane Akademisi", "Rum Mekteb-i Kebiri" isimleriyle de anıldı ve Osmanlı döneminde bu rum eğitim kurumuna büyük olanaklar sağlandı.

Ozel-Fener-Rum-LisesiOzel-Fener-Rum-Lisesi

Bu görkemli okulu bir önceki gezimde de ziyaret etmiştim. Hatta okulun bahçesinde basketbol bile oynamıştım. Her gelişimizde bizleri içeri kabul eden okul görevlisi İsa abime teşekkürü bir borç bilirim :)

Not : Okula normalde dışarıdan giriş yasaktır. Biz kişisel ilişkilerimizi kullanarak girmekteyiz.

Bu ekibi bulmuşuz bu güzel okulun bahçesinde de bir selfi yapmaz mıyız? İşte size şahane bir grup selfisi... :)

Ozel-Fener-Rum-Lisesi

Not : Bu arada bu büyük kırmızı bina ile ilgili çok yanlış bir algı da var. Birçok insan burayı gösterişinden dolayı Fener Rum Patrikhanesi sanıyor fakat burası sadece bir Rum okulu. 

Okuldan aşağıya sahile doğru iniyoruz. Sıradaki durağımız Balat'ın ünlü Vodina Caddesi üzerindeki Balat Aya Yorgi Kilisesi. Bu arada Balat simitçilerinden bahsetmeden olmaz. Balat sokaklarında gezen simitçi amcaların sattığı simitlerin tadına kesinlikle bakmalısınız.

Balat-Simitciler

Balat Aya Yorgi Kilisesi

Balat Aya Yorgi Kilisesi, Kudüs patrikliğine bağlı bir kilisedir. Normal günlerde ibadete kapalı olan bu kiliseye görevli abimizden rica ederek içeride fotoğraf çekmeme sözüyle giriş yapıyoruz.

Aya-Yorgi-Kilisesi-Balat

Buradan fotoğraf paylaşamıyorum ama en azından duvarın diğer tarafını biraz sizlere anlatayım. İçeri girdiğinizde çok geniş bir avlu içerisinde büyük bir çınar ağacı ilk olarak dikkatimizi çekiyor. Bu çınar ağacı 1054 yıllık tarihi bir ağaçmış ve bu Türkiye'deki en yaşlı ağaçlardan biri olduğunu gösteriyor. Avluda çınar ağaçlarının yanı sıra büyük küpler dikkatimizi çekiyor. Bunlar ise zamanında kilise cemaatinin zeytinyağı saklamak için kullandığı küplermiş fakat şimdi içleri boş. 

Avlunun içerisindeki kilise yılda sadece bir defa 23 Nisan günlerinde ayin için açılıyormuş. Sabah saatlerinde buraya ayin için gelen cemaat, buradan Büyükada'daki Aya Yorgi Kilisesi'ne geçiyormuş.

Avlunun arka tarafında bir kilise kalıntısı daha var. Burası da eskiden Paramithias Kilisesi ismiyle Fener Rum Patrikhanesine bağlı olarak hizmet verirmiş fakat sonradan yıkılmış.

Balat-Sokaklari

Balat Sokaklarında yürüyüşümüz keyifli bir şekilde devam ediyor. Yanyana dizili renkli evlerin, otantik ve şirin kafelerin arasından geçerek ilerliyoruz.

Sokaklarda oynayan çocuklar o kadar özgür ve mutlu ki insanın Balat'ta çocuk olası geliyor. Üstelik son derece yardımsever ve sıcakkanlılar. Hatta bir çoğu semtlerinin rehberliğini yapacak düzeyde bilgi sahibi. Çocukları mutlu görmek çok keyifli...

Balat-Cocuklari

Tahta Minare Camii


Vodina Caddesi'nden ilerlediğimizde bizleri tarihi Tahta Minare Camii karşılıyor. Burası 1458 yılında Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Tarih boyunca harap olan cami 1865 yılında Kantarizade Sivaslı Halil Ağa tarafından tamir ettiriliştir. Caminin minaresi de ahşaptan kagir yapıya çevrilmiştir. Caminin minaresi günümüzde tahtadan olmasa da adı tarih boyunca Tahta Minare Camii olarak kalmıştır. 

Çıfıt Çarşısı

Tahta Minareli Camii'den ilerlediğimizde Balat'ın en hareketli kısmı olan Çıfıt Çarşısı'na ulaşıyoruz. Bu çarşıda en çok dikkatimizi çeken dükkanlar antikacılar oluyor. Burada birçok antika ürünü bulmanız ve satın almanız mümkün. Hatta dükkanlar da belirli günlerde Mezat'lar düzenleniyor ve açık arttırmayla ürünler satışa sunuluyor. Ne kadar şanslıyız ki bir tanesine biz de denk geliyoruz ve sizlerle de canlı canlı paylaşıyoruz :)



Çıfıt Çarşısı turistik bir çarşı olmasının yanı sıra Balat Halkı'nın günlük ihtiyaçlarını karşıladığı çarşıdır. Çarşının en ünlü dükkanlarından birisi de tarihi Agora Meyhanesi...

Agora Meyhanesi

Hani şu balığın en büyük dostu ve yanında bazı mezeler ile çok iyi giden, su katılınca beyaz renkli hoş sıvıya dönüşen olay var ya.. Dostlarınız ile sohbet sırasında arkadan çalan şarkılar vardır ya hani.. Anladınız değil mi ortamı? :)

Bir şarkı çalar...

Burası Agora Meyhanesi,
Burda yaşar aşkların en divanesi, en şahanesi...

Bu gece benim gecem,
Bu gece bizim gecemiz...
Cama vuran her damlada,
Seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu...

126 yıllık tarihiyle filmlere, şarkılara konu olan Agora Meyhanesi burası... İçeriye girer girmez bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz sanki. O nostaljik mekanın her köşesinde farklı anıların yaşandığını hissedebiliyorsunuz.



Agora Meyhanesi'nin ilk sahibi Hristo Usta, Atina'ya yerleşme kararı alınca burası uzun yıllar kapalı kalmış. Bugünkü sahibi Ersin Kalkan ise Hristo Usta'nın kalfasıymış, ondan öğrenmiş işi. Buranın işletmesini yürüten ve restorasyonunu yapan da yakından tanıdığımız yönetmen Ezel AKAY. Rum ve Ermeni yemeklerini doyasıya tadabileceğiniz bu ünlü mekan küllerinden yeniden doğmuş. Pazartesi günleri hariç hergün buraya gelen müşterilerini ağırlamaya hazır...

Meyhanenin içerisinde farklı konseptlerle hazırlanmış farklı bölümler mevcut. Her köşesi ayrı güzellikte dekore edilmiş mükemmel bir mekan burası. Bir giriş kapısı Balat Çıfır Çarşısı'na bakarken, diğer bir giriş kapısı ise Balat Sahiline açılıyor.

 Agora-Meyhanesi
 Agora-Meyhanesi
 Agora-Meyhanesi
Agora-Meyhanesi

Agora Meyhanesi'nden ayrılıp Çıfıt Çarşısı'nda yürümeye devam ediyoruz. Bu bölgede Selaniko, Ahrida, Çana ve Yanbol Sinagogları var. Fakat gezmek için gittiğinizde maalesef hiçbiri kapılarını açmıyorlar. Bu yüzden gezemiyoruz. 


Surp Hıreşdagabed Ermeni Kilisesi

Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi

Bugünkü gezimizin son durağı Surp Hıraşdagabed Ermeni Kilisesi olacak. Burası 1627 yılında Ermenilere verilmiştir. 1729 yılında meydana gelen Büyük Balat yangınında harabeye dönen kilise onarılmıştır. 1831 yılında yıkılıp tekrardan yapılarak 1835 yılında büyütülerek tekrar ibadete açılmıştır. Bu tarihten günümüze etkinliğini sürdürmektedir.

Burası halk arasında Mucizeler Kilisesi olarak ünlenmiştir. Günün her saatinde çok fazla ziyaretçi tarafından ziyaret edilir. Söylentilere göre birçok hastalığa şifa, dertlere deva olduğu bilinirmiş. Ayrıca bu kilisenin baş melekler Cebrail ve Mikail'e adandığı söylenir. 

Buranın diğer kiliselerden farkını zaten içeriye girer girmez anlayabiliyorsunuz. Çok mistik havası olan çok şık bir ibadethane. İçeri girdiğinizde sizleri ön kısımda bir bölüm karşılıyor. Sonra ikinci bir kapıdan kilisenin iç kısmına giriyorsunuz. Bu her kilisede olan bir özellik değil, bu yüzden dikkat çekici. 

Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi
Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi
Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi

Salonun sol kısmından yan bölüme geçiyoruz. Burası da ufak ayinlerin ve vaftizlerin yapıldığı bölüm. 

Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi
Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi

Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi
Arka kısımda aynı zamanda bir lahit, bir de Aziz George'un ejderhayı öldürüşüyle ilgili bir tasvir ve latince yazılar olan demir bir kapı bulunuyor.


Kilisenin bodrum katında ise bir Ayazması (Şifalı Su) var. Buradaki suyun şifalı olduğu söyleniyor. Biz de tabi bu şifadan nasip almak için şansımızı deniyoruz :)

Burada ayrıca Roma İmparatoru Büyük Konstantin döneminde yaşayan ve Hristiyanlığı sonradan kabul eden bir subay olan Aziz Ardemios kemikleri cam bir bölme içinde sergileniyor. Aziz Ardemios'un mezarı 2006 yılında yapılan Ayazma Restorasyonu sırasında bulunmuştur. Bir üst kattaki lahit de Aziz Ardemios'a aittir. 

Surp-Hıresdagabed-Ermeni-Kilisesi

Bugünkü Balat gezimiz Surp Hıraşdagabed Ermeni Kilisesi ile son buluyor. Bugün sizlerle Balat'ta tarihi ve kültürel bir gezi yaptık. Balat Gezilecek Yerler listesinin en önemli bölgelerini anlatmaya çalıştık. Balat'a fotoğraf turu yapmak için geleceklere bu güzergaha ek olarak Merdivenli Yokuş ve Sancaktar Yokuşunu da programlarına eklemelerini tavsiye ediyorum. Balat ile ilgili son notlarımızı toparlayarak sizlere yavaş yavaş veda edelim...

Balat'ta Yapmadan Dönme

* Balat Sokaklarında kaybolmadan,
* Balat Simiti yemeden,
* Balat'ta yaşayan insanlarla ve Balat esnafı ile sohbet etmeden,
* Kiliseleri, camileri gezmeden,
* Agora Meyhanesi'ne girip oranın ortamını solumadan,
* Balat'ta İşkembe içmeden,
* Köfteci Arnavut'ta köfte yemeden,
* Çıfıt Çarşısında Balat Dondurması yemeden dönme...

Bugün Nereleri Gezdik? Balat Gezi Rotası

Balat Gezi Notlarımıza bugün gezdiğimiz yerlerin krokisini de ekleyebiliriz.

Balat Gezisi Rotamız (2 km)
Powered by Wikiloc

Balat-Gezisi-Uzaklar-Derinler

Güzel bir günün ardından Balat'tan Sevgilerle...

Teşekkürler Emin Mete SİVEREK.

Caner ÇELİK
07.05.2017

Fotoğraflar : Caner ÇELİK, Ercan GÜN

Not : Gezi sırasında özellikle kiliselerin iç kısımlarında fotoğraf çekimi ve yayımlaması konusunda bazı prosedür ve yasaklar olduğundan sınırlı şekilde paylaşım yapmaktayım. Bu konuda hoşgörünüze sığınıyorum.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gezilerim sırasında anlık paylaşımlarımı yazılardan önce İnstagram'dan yapıyorum. Dilerseniz İnstagram Hesabımı takip edebilirsiniz. Ayrıca Facebook Sayfamdan da paylaşımlarımı takip edebilirsiniz.

Yazı hakkındaki fikir ve görüşlerinizi yazının altına yorum yaparak paylaşırsanız çok sevinirim. Ayrıca bölgeye gezi planı yapacaklar sorularını paylaşabilirler. Elimden geldiğince yardımcı olmaktan zevk duyarım. Beğendiğiniz yazıları lütfen sosyal medya hesaplarınızda paylaşınız. Teşekkürler :)

Bu yazıda  Balat Gezilecek Yerler, Balat Görülecek Yerler, Balat Gezi Notları, Balat Gezisi, Balat Rehberi, Balat Gezi Rotası, Balat Tarihi Yerler, Balat Kiliseleri, Balat Camileri, Balat Sinagogları, Balat'a Nasıl Gidilir?, Balat'a Nasıl Giderim?, Balat'a Ulaşım, Balat Konaklama, Balat Cafeleri  konularına yer verdik. Umarım beğenmişsinizdir.

Bütün Gezi Yazılarım

Takip İçin
   

2 yorum:

  1. Hayatım Balat'da geçti. Balat yaşaması zor bir semttir. Bir defa gezip görmek, Balat'ı anlamaya yetmez. Balat da hoşgörünün hakim olduğu zamanlar çok geride kaldı. Artık mahalle kavramını yitirdi. Onun yerine tarih tüketicilerinin mekanı oldu. Adeta istilaya uğradı. Cafe, bar ve boş kiliselerden başka bir şey yok artık Balat da. Anıtlar kurulu yıllarca kimseye çivi dahi çaktırmadı. Sonra birileri parayı bastırıp istila etti her yeri. İstedikleri gibi yıkıp yapıyorlar şimdi. Çok uzun sürmez, Balat sadece adıyla kalır.

    YanıtlaSil
  2. İlgiyle gezindim resimler arasında, emeğinize ve kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil

En Çok Okunanlar