İstanbul'un Yeşil Prensi "Heybeliada" - Heybeliada Gezi Notları

Gezenti-Caner-Heybeliada

İstanbul'un karşısında inci gibi dizilen güzellikleridir Prens Adaları. Şehir hayatından bunalan İstanbulluların huzur ve oksijen depolarıdır bu sevimli kara parçaları. Daha önce sizlerle bu adaların ağabeyi olan Büyükada'da harika bir bisiklet turu yapmıştık. Bir defasında da Uzaklar - Derinler grubumuzla küçük kardeşler Burgazada ve Kınalıada'yı gezmiştik. 

Bugün ise sizlerle Prens Adalarının ikinci büyüğü ve en bol yeşili olan Heybeliada'yı gezeceğiz. Hem de yine Uzaklar - Derinler grubumuzla birlikte...

Heybeliada 

Adaya ayak basmamızla birlikte ilk olarak bizleri ilk olarak Heybeliada İskelesi ve Heybeliada Deniz Lisesi karşılıyor. 


Burada öğrenim görmek harika olmalı. Bir o kadar da gurur verici. Deniz kenarındaki bu harika okul geleceğin denizcilerini yetiştiriyor. Heybeliada'nın sembolü olan Deniz Lisesi'nin yanından Oruçreis Sokak boyunca ilerleyerek Süslü Mezar'a doğru ilerliyoruz. 

Süslü Mezar

Yolun hemen sol tarafında askeri alan içerisinde kalıyor Süslü Mezar. Menekşeler arasında sarılmış adı gibi süslü bir mezar burası.


Burası halk arasında İngiliz Mezarı olarak da biliniyor ve hüzünlü bir aşk hikayesi ile anılıyor...

19.YY'da Büyük Britanya İmparatorluğu'nun Gemlik Konsolosu Sypridon Kangelaris'in çok sevdiği ve erken kaybettiği güzeller güzeli eşi Sebaste için yaptırdığı anıt mezardır burası. Eşinin vefatının ardından 4 Ağustos 1868 tarihinde yaptırdığı bu ihtişamlı mezar güzelliği ile  büyülüyor. 

Kanglaris'in eşi Sebaste'nin mezarı üzerine yazdırdığı eşine mektup niteliğindeki sözler ise bu aşkın ne denli büyük olduğunu kanıtlar nitelikte...

"Saydıdeğer Kangelaris Pellone;

Erdemi, anlayışı ve dindarlığı, seçkin eşinin eş sevgisiyle takdir edilmiş; çocukları için özverili anne, yoksullara karşı iyiliksever, herkese karşı hoşgörülü; Bizans'ta soylu bir aileden gelen ve Heybeliada'da herkesin yas tuttuğu 8 Ağustos 1866 tarihinde yaşamını yitiren Sebaste Kallegaris Pellone'ye çocuklarıyla birlikte her zaman yas tutan eşi Spyridon Kangelaris acı gözyaşlarıyla kaderine ağlayarak ithaf eder."

Sypridon Kangelaris ölümünün ardından eşinin yanıbaşına defnedilmiştir. 

Burası sadece bir mezar değil muhteşem bir aşkın yükselmiş anıtı gibi. Anıtın mermerleri Heybeliada'ya özel olarak İtalya'dan getirilmiş. Şu an ise maalesef çok bakımsız ve virane vaziyette. 


Süslü Mezar'dan sonra aynı yol üzerinde yürümeye devam ettiğimizde yine sol tarafta Kamaroitissa Rum Kilisesi bulunuyor. Fakat kilise askeri alan içerisinde bulunduğu için maalesef bulunduğu bölgeye girilemiyor.


Sanatoryum

Gezimizin devamında Heybeliada Sanatoryumu'na gidiyoruz. Adanın güney tarafındaki Çamlimanı Koyu'na bakan tepe üzerinde bulunuan bu harika yapı İsviçre'deki bir sanatoryum model alınarak inşa edilmiş ve uzun yıllar sağlık alanında hizmet vermiş. Şehir merkezinden uzak, çam ormanları içerisinde tertemiz hava ve kuvvetli bir gıd bakımı ile tedavi edilen hastalar burada çok iyi bakılıyormuş. 


Sağlık hizmetinin yanı sıra tıp eğitimi de veren sanatoryum Prof. Dr.Siyami ERSEK ve daha birçok yerli ve yabancı uzman doktoru da yetiştirmiş. 

Ayrıca sanatoryumda rehabilitasyon merkezi de bulunuyormuş. Ustalar vasıtasıyla burada kalan hastalara ayyakkabıcılık, çorapçılık, fotoğrafçılık, saatçilik, daktilo gibi kurslar da veriliyormuş. Bu sayede hastalar çeşitli sanatlar öğrenip meslek sahibi bile olabiliyormuş. Yani burası hem sağlık hem de bir eğitim yuvasıymış ne güzel değil mi...?

1999 İstanbul depreminde büyük hasar gören sanatoryumun yeniden sağlık hizmetine kazandırılması için büyük çabalar harcanmış fakat 2005 yılı itibariyle tamamen boşaltılarak hastaları ve personeli ile İstanbul'un çeşitli hastanelerine nakledilmiş. Günümüzde ise tüm heybeti ile yalnız bir şekilde duruyor öylece...


Gezimize Sanatoryum'dan Çam Limanı Koyu yönüne inerek devam ediyoruz. 

Tabi grup Uzaklar - Derinler olunca fazla asfaltta yürümek bizleri bozuyor. Doğaya aşık olan bizler doğaya karışmadan, atraksiyon yaşamadan  duramıyoruz. Adeta şapkadan tavşan çıkarır gibi olabildiğince yeşilliklere dalmaya çalışıyoruz :)


Çam Limanı Koyu

Burası bir harika... Heybeliada'nın güneyindeki bu muhteşem koya kesinlkle yaz sezonunda gelinmeli. Harika denizi, mis gibi çam kokusu ve muhteşem iskelesi ile İstanbul'a bu kadar yakın harika bir koy keşfetmenin sevinci içerisindeyiz. Üstelik o kadar güzel bir doğallığı var ki etrafta gezinen atlar da harika...


Bir türlü kendini göstermeyen güneşe inat ise Gül ve Filiz ile iskelede "Bizim Gözlüklerimiz Var" pozu çekilmeyi de ihmal etmiyoruz... :)


Biz iskelede günümüzü gün ederken grubumuzun emektar fotoğrafçısı Nazan ablam ise yine toz, toprak, kum, çakıl dinlemiyor ve görevini yapıyor. Alkışlar emektar fotoğrafçımızaaa... 

Nazan-Kartal-Uzaklar-Derinler

Bu güzel koyu bırakmak biraz zor olsa da Terk-i Dünya Manastırı'na doğru yola çıkmak zorundayız. Tam buradan ayrılıyorduk ki kendime harika bir "Rakı İçilecek Yer" keşfettim. Burayı Rakı İçilecek Yerler listemin üst sıralarına ekledim :)


Yolumuza ufak bir rampa tırmanarak devam ediyoruz. Yukarıya doğru çıktıkça Çam Limanı Koyu manzarası da harika bir şekilde seriliyor önümüze.


Bu manzaraya şimdi de birkaç güzel insan ekliyoruz...


Terk-i Dünya Manastırı (Ayios Spirodonos Kilisesi)

Yokuşun sonundaki harika yere ulaşıyoruz sonunda... Burası Terk-i Dünya Manastırı. 1868 yılında adalı bir keşiş olan Arsenios tarafından yaptırılmış. Bu zamana kadar gördüğüm kiliselerin içerisinde en ev gibi olanı. Bunun nedeni ise inzivaya çekilmek isteyen rahipler burada uzun yıllar yaşamışlar. Bu yüzden dünyanın bütün sıkıntılarından arınmak isteyenlere ev sahipliği yapan bu mekan Terk-i Dünya Manastırı olarak anılır olmuş. 


Demir kapılı bahçeden geçip bu şirin pembe kiliseye doğru ilerliyoruz. Aslında burası dışarıdan bakıldığında bir eve benziyor. Burayı hiç bilmeyenler için dışarıdan da biraz ürkütücü gelebilir. Fakat kesinlikle gelmelisiniz.

Manastır sol tarafında Çam Limanı Koyu, karşısında ise Büyükada'nın bulunduğu harika bir tepede uçurumun tam kenarında bulunuyor. İşte buraya geldiğinizde gerçekten isminin neden Terk-i Dünya Manastırı olduğunu da anlayabiliyorsunuz. 

Bu güzel manzara da ilk olarak biraz yorgunluğumuzu atıyor. Çaylar ve kahveler içiliyor, muhabbetler ediliyor...

Burası dünyanın en çay içilesi yeri!


Grubumuzun hatunları Nazan, Hanife, Filiz, Gül ve Nübüş ise bu harika manzara eşliğinde kahve keyfi yaparken objektiflerimize yakalanıyorlar... :)


Sıra geldi manastırın içerisini gezmeye. Burada söylemek istediğim bir detay daha var. Genelde kilise ve bu tarz ibadethanelerde fotoğraf ve video çekimi yasaktır. Biz de bu kurala saygı gösterdiğimizden mekanlarda iç çekim kesinlikle yapmıyoruz. Fakat burada yaşayan aile manastır içerisinde fotoğraf ve video çekimine izin veriyor. 

Bu yüzden bizleri evimizdeymiş gibi ağırlayan ve iç çekim için izin veren Abdullah Kebapçıoğlu beyefendi ve ailesine çok teşekkür ediyoruz.


Manastırın içerisinde bizi ilk olarak küçük bir hol karşılıyor. 


Soldan devam ettiğimizde ise büyük bir salon kısmına çıkıyoruz. Burada hemen sağdaki kapıdan girdiğimizde ise kilisenin ayin yapılan kısmına geliyoruz.


Manastırın içerisinde bir ayakkabı dikkatimi çekiyor. Sorduğumda bu ayakkabının sahibinin kilisenin kurucusu aziz Spirodonos'a ait olduğunu öğreniyorum. Spirodonos dünyadaki merkezi yerlerden uzak manastırları hep yalın ayak gezermiş ve bunun sağlığa iyi geldiğini söyleyerek insanlara bunu tavsiye etmiş. 

Aziz Spirodonos'un ayakkabıları da bu yüzden manastırda günümüzde sergileniyor. 


Buranın aynı zamanda halk arasında mucizeler manastırı olduğu inancı da var. 1964 yılında buraya bastonları ile gelen yaşlı bir adam burada bastonlarını bırakmış ve yürüyerek geri dönmüş. Ömrünü şifa dağıtan bir azizden şifa istemek için dua eden insanlar burada dilek diliyorlar.


Terk-i Dünya Manastırı'nın harika manzarasından ve mistik havasından ayrılmak zor olsa da gezimize adanın etrafını dolanmak suretiyle devam ediyoruz. Alp Görüngen Yolu olarak bilinen sahil şeridinden merkeze doğru uzanan harika bir yürüyüş parkurunda İstanbul'un en yeşil adasında yürümek gerçekten çok keyifli.


Adanın merkezine doğru geldiğimizde ünlü edebiyatçı Hüsayin Rahmi Gürpınar Evi Müzesi'ne geliyoruz. Fakat burası uzun süredir tadilatta olduğu için maalesef gezme ziyaret etme imkanı bulamıyoruz.

Adadaki son durağımız ise Refah Şehitleri Caddesi üzerinde bulunan İsmet İnönü Evi Müzesi.

İsmet İnönü Evi Müzesi

Atatürk'ün en yakın dostu ve silah arkadaşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı ve ikinci Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü paşamızın evindeyiz. 


Bu ev paşamızın 1924 yılında bir rumdan satın aldığı, ailesiyle uzun dönem yaşadığı evdir. Lozan dönüşü başlayan sağlık sorunları sebebiyle Atatürk'ün de yoğun baskılarıyla buraya yerleştirilmiş. Heybeliada oksijeni en kaliteli ada olduğundan burası paşaya çok iyi gelmiş uzun yıllar adada zaman geçirmiş ve Heybeliada halkı tarafından çok sevilmiş, bu adanın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. 

Evdeki eşyalar son derece mütevazi ve hepsi Atatürk'ün İsmet İnönü'ye hediyesidir. 1992 yılında ise burası müzeye çevrilerek halkın ziyaretine açılmıştır. 


Bu üç katlı evi gezerken İsmet İnönü'nün buradaki tüm hatıraları gözünüzde canlanıyor. Çok farklı duygular içerisine giriyorsunuz. Bu duyguları yaşamanızın bir sebebi daha var. Müzenin harika rehberi Aynur hanım!

Müzeye girer girmez sizi kapıda karşılıyor, muhteşem tarih bilgisi, harika anlatımı ve İsmet İnönü - Atatürk hayranlığıyla sizlere inanılmaz bir sunum yapıyor, tarihi birebir yaşatıyor. Anlattıkça anlatıyor ve zamanımız olsa saatlerce anlatacak bilgiye sahip. Heybeliada'ya gittiğinizde İnönü Evi Müzesi'ni mutlaka gezin ve bu harika insanla mutlaka tanışın. 

ismet-inonu-muzesi-aynur-hanim

Aynur hanıma verdiği bilgiler ve güzel misafirperverliği için çok teşekkür ederek İsmet İnönü Müzesi'nden ayrılıyoruz.



Aslında planımız finalde adanın tepesindeki Ruhban Okulu'na (Aya Triada Manastırı) da gitmekti fakat maalesef kapanış saatine yetişemediğimiz için bu ziyaret başka bir geziye kalıyor.

Heybeliada Gezilecek Yerler - Bugün Nereleri Gezdik?

Yazılarımda gezdiğim rotaları Wikiloc sayesinde burada yayımlıyorum. Dilerseniz siz de bu rotayı aşağıda detaylı olarak inceleyebilirsiniz.

Heybeliada Gezisi Rotamız (6,5 Km)
Powered by Wikiloc


İstanbul'un en yeşil adasında bol oksijenli bir gün geçirdikten sonra kürkçü dükkanına geri dönüyoruz. Buradan her dönüşümde kendi kendime "Adada yaşanır mı ya?" diye soruyorum... Sizce yaşanır mı?

Gezenti-Caner-Heybeliada-Hatirasi

Tatlı bir yorgunluk hakim olan sevgili Uzaklar - Derinler grubumuz ile birlikte
 Heybeliada'dan sevgilerle...

Caner ÇELİK
07.04.2018

Fotoğraflar : Caner ÇELİK, Nazan KARTAL, Gül KARAKUŞ, Filiz AKBABA, E. Mete SİVEREK
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazı hakkındaki fikir ve görüşlerinizi yazının altına yorum yaparak paylaşırsanız çok sevinirim. Ayrıca bölgeye gezi planı yapacaklar sorularını paylaşabilirler. Elimden geldiğince yardımcı olmaktan zevk duyarım.

Gezilerim sırasında anlık paylaşımlarımı yazılardan önce İnstagram'dan yapıyorum. Dilerseniz sosyal medya hesaplarımdan paylaşımlarımı takip edebilirsiniz.

Bu yazıda  Heybeliada Gezilecek Yerler, Heybeliada Görülecek Yerler, Heybeliada Gezi Rehberi, Heybeliada Gezi Notları, Heybeliada Tarihi Yerler, Heybeliada Konaklama,Heybeliada Otel, Heybeliada Pansiyon, Heybeliada Bisiklet, Heybeliada Fayton, Heybeliada Terk-i Dünya Manastırı Nasıl Gidilir, Heybeliada Ruhban Okulu Nasıl Gidilir  konularına yer verdik. Umarım beğenmişsinizdir.

Sosyal Medya Takip
   
Bu Yazıyı Paylaş:  Facebook Twitter Google+

3 yorum:

  1. Gülo Karakuş13 Nisan 2018 14:46

    Adalar her gidişinde güzel anılar bırakıyor insana. Hep birlikte yine çok keyifli bir geziyi tamamladık. Aynur Hanım'ın anlatımı bir harikaydı.
    Burada yaşanır mı? Bizim tam kadroyla bol kahve, sohbet, kahkaha ve rakıyla evet yaşanır.
    Yüreğine sağlık yazın çok güzel heybeliada rehberi olmuş Caner.

    YanıtlaSil
  2. Tek kelimeyle kıskanıyorum sizin ekibi :) yazıyı okurken keşkee bende orda olsaydım dedim.. Tüm detaylatıyla anlatmış olman gitmeden gitmiş kadar olmayı hissettiriyor. Emeğine kalemine sağlık caner...

    YanıtlaSil
  3. https://ilanrehberi.net - Sahibinden satılık, kiralık, ikinci el, otomobil, emlak ve her türlü ürün - Türkiye'nin İkinci Büyük ücretsiz ilan ve online alışveriş sitesi.

    YanıtlaSil

En Çok Okunanlar